10 kişi kendisini tutuyor, 7 arkadaşı var.
|
|
nietzsche3226 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
sanat3067 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
vasıflı deliler2865 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
edebiyat2844 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
psikoloji1934 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Fight Club1894 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Güzel Sanatlar1674 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
kadın1668 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
hippi670 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
replikler527 üyesi var. üyelik serbest. |
O ki sahnenin dönmesinden hep korkardı.Bilmezdi ki;kısır döngülerinden çıkarıp onu kendine anlatan öyküyünün değerliğini.Hep bir cesaretsizlik veya sahip olunan metanın yitirlime korkusuydu benliğinde yaşanan.Yeni bir yere alışmanın zorluğu düşüncesi bile,put misali varlığında süregelen değişmezliğinin huzursuzluk içinde depreşmesi için yeterli bir sebepti.Burayı seviyorum derdi ya da arkadaşlarım ne olacak? Ve dostalrım!Onlar olamdan yapamam!Ya cumartesi sabahları uyanır uyanmaz tatilin vermiş olduğu rahatlık duygusu ile sahile inip, salaş çaybahçesinde yaptığım kahvaltı keyiflerim!Çok şey yaşadım bu muhitte evimi seviyorum başka bir evi böylesine kabullenebileceğimi zannetmiyorum derdi ve kendini kandırıdı bahenelerle.Çünkü bu mucadele etmekten herdaim daha kolaydı,kaçmaktı!Önemli olan alışılşılıklarını ve rutinin sıkılmışlığını içerisinde taşıma mutsuzluğununu bilmesine rağmen kopamamaktı.Kendine olan güvensizliğinin, süzülmüş doğurgan korkusu.Başkalarına dair duyulan korku değildi oysa .Ne dostlardan uzaklaşma ürpertisi ne de süregelen alşınalıkardan kopamamanın bağımlığığı.
Sadece göze alamama!Başa çıkamama!Olanların sonucunu kaldıramayacağı kaygısydı devinim yaratan içinde.Halbuki ağır taşalar koymuştu fikrince kimliğinin sarsılmaz köşelerine.Şimdi tanıştığı bu yeni his durumun ne olduğunu anımsayamıyordu kendinde.Anlatamıyordu görsede, kabullenemiyordu.Güçsüzdü!.Bildiği ama bir türlü dilinin dönemediği neydi?
Neydi cevap versin; suskunluğunun,içisıra girdaplarının ruhunda yarattığı dağılmışlığı.Nasıl söylerdi eksenini kendi etrefında daraltan bir çemberde kendinin celladı ve alevini körükleyenin,kendi elleri olduğunu. HAYAT ONU ÇAĞIRIYOR HALBUKİ BÜTÜN BAKİRLİĞİ İLE GİTMEMEK OLURMUYDU?
Jizel 03.2008
Mesafelerde kaybedilen sıcaklığı hisset avuçlarında. Çünkü biz büyük uzaklıklarda kurulan şatolardan korkmayı öğrendik sadece. Bu gece yık kalelerini o şehrin.
Bir isim bul kendine.Gece ağır ağır inerken birbirine benzeyen hayatların üzerine, sen, bir isim bul kendine….
Kendine bir isim bul bu gece, tüm yaşadıklarının yüreğinde oluşturduğu süzgeçten geçir önce; acıların ve mutlulukların hesabını çıkarmadan süz imbiğinden hayatının. Onlar ki, tek hazinesidir geleceğinin ve tek anahtarıdır anılarının.
Ötekinin mutluluğuna ortak ol bu gece. Sessizliğin büyük güveni ile dinle onun yüzünden akan sözcüklerin anlattığı tüm acıların paylaşılmayan ortak yönlerini. Bir de ötekinden dinle kendini. Büyük yanılsamalar içerisinde kaybettiğin benliğinin parçalarını bulacaksın onun sevinçlerinde. Onun güldüğüne gül, ağladığına ağla, ellerini tut. Mesafelerde kaybedilen sıcaklığı hisset avuçlarında. Çünkü biz büyük uzaklıklarda kurulan şatolardan korkmayı öğrendik sadece. Bu gece yık kalelerini o şehrin.
Bir isim bul kendine bu gece. Büyük uçurumlar yarattığın zamanın ruhundaki izinden kurtar kendini. Dipsiz bir kuyuya dönüşen acı tecrübelerinin, hayatının tüm güzelliklerini yutmasına izin verme. Geleceği geçmişin gölgesinde büyüten duygularını bir kenara bırak bu gece. Yeni duyguların kapılarını arala, ve hiç olmadığın kadar kaygısız ol kendi yaptıklarının ağır sonuçlarına. Çünkü onlardır hep seni aynı hataya sürükleyen ve pişmanlıklarını boncuk gibi art arda dizen. Bu gece gün ağarmadan daha, geçmişin ile geleceğini barıştır. Ve kurtar onları birbirinin etkisinden. Keskin bir bıçakla ayırt edemeyeceğin bu gerçeği terazinin iki kefesinde eşitle.
Ruhunu dinlendir bir ağaç gölgesinde. Yorgunluğun izin vermediği bedeninin sesini dinle. Güçlü olmanın tek yoludur kendini dinlemek. Öyle sessiz ve öyle derin dinlemelisin ki kendini, o büyük gürültünün bittiği anda bulacaksın huzuru. Kim haklı kim haksız, kim doğru kim yanlış hesabını yapmadan huzura yatır ruhunu. Çünkü yıllardır biriktirdiğin güzelliklerin anlatacaktır sana en doğru olanın ne olduğunu. Kendini dinle çünkü orada ne savunmaya ne de saldırıya ihtiyacın var. Belki de bir ömürde bulabileceğin en güvenilir mekandır yıllardır konuşmadığın kendin. Sade sözcüklerinle anlattığın gerçeğine ne sanık sandalyesi kurar o, ne de taçlandırır . Ruhun yeni bir isim bulur sana bu gece…
Bu gece, şafak sökmeden daha kendine bir isim bul. Unutulmuşlukların ve unuttuklarınla yeniden aç sayfasını hayatının. Acılarının açtığı dipsiz kuyuların üzerini ört bu gece. Onulmaz yaralarınla zamana açtığın dipsizliklerde kaybettiğin güzelliklerini çıkar sonsuz karanlıklardan. Yeniden bir isim koy bu gece gülüşlerine. Daha anlamlı gör küçük bulduğun sevinçlerini. Büyük hayallerin gölgesinde kalmasına izin verme küçük başarılarının. Unutma, küçük başarılarla ulaşırsın nihai zaferine. Anlam vererek büyüt hayatının en değerli hazinesini. Oysa küçük başarılar her zaman ulaşılamayan ile kıyaslanarak dağıldılar hayatının yollarında.
Bu gece bir isim bul kendine. Karanlığı dinle, aydınlığı bekle, sabırla. Her sabah doğduğu gibi doğmasın güneş dağların ardından. Daha başka doğsun bu sabah pencerene. Çünkü başka biri olarak çıkacaksın sabaha. Başka şeylere gülmesini öğreniyorken sen, sıcaklığı başka yaksın gülüşünü. Hangi tarihin acıları ise yüreğinde taşıdığın, silsin tüm izlerini. Korku, ihanet ve acı içinde yoğrulan ömrünün yönünü değiştir bu gece. Güven, sevgi ve bilgi ile kaynaştır tüm mutluluklarını.
Başka sıfatların gölgesinden kurtar ismini. Sana ait olsun tüm çirkinliklerin ve güzelliklerin. Tekrar ör iplerini hayatının. Başkalarının düğümleri ile çıktığın yoldan çevir yönünü. Küçük ve sabırlı adımlarla al yolunu. Ki, zamanın unutmadığı tek adımlardır insanların kendilerinin yürüdüğü yol.
bir isim bul kendine bu gece
çekip gitsin aramızdaki bu büyük uçurum
ölüm için yanına aldığın ne varsa
bırak karanlığına
kendine söylediğin şiirlerden
bir isim bul bu gece
hangi coğrafyanın rengi ise yüzüne vuran
korku, ihanet, sevgi ve acı içinde
yoğrulan ömrünü tamamlamadan
değiştir yönünü hayatının
bu gece bir isim bul kendine
yer değiştirse de harfleri unutmasın kimse
yüzünde geçmişin çizgileri
gözlerin geleceğin kapıları
onulmaz yaraları ört, görmesin kimse
başka biri olarak çıkacaksın sabaha
sessiz ol,
karanlığı dinle
aydınlığı bekle
bir isim bul kendine bu gece
acılarla örülmüş olgunluğunu
ve hayatın sırrını çözen bilgeliğini al yanına
unutma hep olacaktır kaybettiklerinin boşluğu
ve pişmanlıkların huzursuzluğu
ki onlardır benliğimizin sarhoşluğu
bu gece bir isim bul kendine
sığdır kendini içine
Bugünümüzü çalan iki hırsız var; geçmişe ilişkin pişmanlıklarımız ve geleceğe ilişkin kaygılarımız.
Bu iki hırsız bugünümüzü alıp götürür.
Yaşamaya kıyamayıp geleceğe attığımız yaşantılarımız (bugün'lerimiz), gün gelir, yaşanmadan geçmişte kalır. İçinde bulunduğumuz anı yeterince yaşamadığımız zaman, geleceği hakkıyla yaşama şansımız azalır.
Çünkü :
Her şeyi biriktirebilirsiniz, ama zamanı biriktiremezsiniz, kendinizi de biriktiremezsiniz. Böyleyse, yaşanmadan ertelenmiş günleri ileride yaşama ihtimalimiz yoktur..
Bugün ne varsa yarın tarih olacaktır ; tarih olmadan onların kıymetini bilmekte keyif vardır.
Geçmiş bu an artık yoktur ; gelecek ise henüz yoktur.
Eğer sürekli yas içindeyseniz geçmiş sizi kontrol ediyor demektir; sürekli korkuyorsanız gelecek sizi kontrol ediyor demektir ; eğer yasla ve korkuyla başa çıkmışsanız, bugününüzü kontrol edebilir, geleceğinizi planlayabilirsiniz...
Yalnızlığına kaç dostum: görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş. Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç! Yalnızlığına kaç! Sen küçük ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın. Onların göze görünmez öclerinden kaç! Onlar sana karşı öcden başka bir şey değildirler. Artık el kaldırma onlara! Sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değildir ki...
"Vermek isterim ama verdiklerim yerini bulmalı, değmeli." der durursunuz. Oysa meyve bahçenizdeki ağaçlar ve çayırlara saldığınız davarlar böyle söylemiyorlar. Onlar yaşamak için veriyorlar, çünkü vermezlerse ölür, yiterler. Günleri ve geceleri yaşamaya değer görülmüş bir kimse vereceklerinizi alabilmeye de değer durumdadır elbette. Hayatın okyanusundan içebilmeye değer görülmüş bir kimse, sizlerin küçük derelerinizden de içebilecek değerdedir. Almanın cesaret ve güvencesinde, hatta bağışlayıcılığında yatan çölden daha büyük kuraklık olabilir mi? Hem sen kimsin ki insanlar senin önüne çıkıp da, değer olup olmadıklarını görebilesin diye göğüslerini açsınlar ve soydukları gururlarını senin ayakların altına sersinler? Sen ilkin kendinin bir Verici-El olabilmeye değer olup olmadığını anlamaya bak. Çünkü gerçekte can'a bir şeyler veren Hayat`tır... Sense kendini gerçek verici sanıyorsun. Oysa, bir tanıktan öte bir şey değilsin.
Halil CİBRAN
Samimi kadınlar can sıkarlar.
Neden mi?
Çünkü oyun oynamasını bilmezler.
.....
Bu yüzden samimi KADINLAR yalnız kalırlar, çünkü onlarla fikir ve duygu alışverişi yapılır ancak. KIRIŞTIRLMAZ...
Dünyadaki huzursuzluk ve acıların çoğu''bize yapılmasını istemediğimiz kötü şeyleri başkalrına yapmamızdan'' çıkmıyor. Tam tersi;kendimiz için istediğimiz iyi şeyleri, başkaları için de istemeye kalkışmamızdan çıkıyor. Çünkü iyiliğini gören kulanmaya kalkışır.
İyilik bu nedenle bireyin kendisi için kötüdür.
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.
....
Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ancak birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gidecekti. Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için, herşeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu.
...
Doğal olmayan şeylere karşı her zaman çekinceli davranırım.
Muhakkak bir erkeği sevmem gerektiğini inanıyorum...
Ama sahiden bir erkek...Hiçbir kuvette yenilmeden beni sürükleyebilecek bir erkek.Benden hiçbirşey istemeden, bana hakim olmadan, beni tezlil etmeden beni sevecek ve yanımda yürüyecek bir erkek...Yani gerçekten kuvvetli, tam bir erkek...
...
Anlaşamayacağımızı anlarsak yüzyüze gelir anlatır ve veda edip onurluca ayrılırız.Bu hayatta çok büyük bir felaket mi?Hayır...
Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar ve birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden herşeyi bırakıp kaçarlar.
Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkez tabii olanı kabul eder, orada ne hayal sukutu, ne inkisar kalır...Bu halimizle hepimiz acınmaya layıkız...Başkasına merhamet etmek, ondan kuvvetli olduğun zannetmektir ki, ne kendini bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur...
*Hiç birşeye inanılmıyorsa, hiç birşeyin önemi yoksa, hiç bir değere "evet" diyemiyorsak, herşeye olasılık vardır, herşey önemsizdir. Ne evet kalır, ne hayır, katil ne haklıdır, ne de haksız. Kendini cüzzamlıların bakımına adayabileceği gibi, içinde insanlar yakılacak ateşleri de tutuşturabilir insan. Kötülük ve erdem de birer rastlantı ya da gelip geçici birer istektir.
*Hiç birşey doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü olmadığından, kuralımız en etkili, yani en güçlü biçimde davranmak olur.
*Karşılaştırma açısından, öldürme ile intihar aynı şeydir, biri benimseniyorsa ötekinin de benimsenmesi, biri yadsınıyorsa ötekinin de yadsınması gerekir.
*Herşeyi yıktığını, herşeyi kendisiyle birlikte götürdüğünü sanır insan ama bu ölümden bile, belki de yaşamaya değecek bir değer doğar.
*En fazlasını elde etmek için yıkarlar,en azı için değil."Yıkmak isteyenlerdir benim düşmanlarım, kendi kendilerini yaratmak isteyenler değil" der Nietzsche.
*Rimbaud, yaşamı "herkesle oynanacak bir orta oyunu" olarak görüyordu. Ama ölüm saatinde kızkardeşine: "Ben toprağın altına gideceğim, sense güneşte yürüyeceksin" diye bağırır.
*Hiçbirşeye inanmadığımı, herşeyin saçma, herşeyin uyumsuz olduğunu haykırıyorum.
*İnsan, ne ise o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır.
*Susmak, hiçbirşeyi yargılamıyor, hiçbirşey istemiyor sanmalarına yol açmak, bazı durumlarda da, gerçekten hiçbirşey istememektir. Umutsuzluksa, tıpkı saçmalık gibi, genel olarak herşeyi yargılar ve ister, özel olarak hiçbirşeyi...
*Birey, tek başına, savunmak istediği değerin kendisi değildir. Bu değeri oluşturmak için, en azından bütün insanlar gerekir. Başkaldırmayla, insan başkasında kendi kendini aşar.
*Nietzsche ile Scheler, Tertullien'in okurlarına gökyüzünde, cennetlikler arasında duyulabilecek en büyük mutluluğun cehennemde yanan Roma imparatorlarını seyretmek olacağını söyler.
*Başkaldırma anlayışı kuramsal eşitliğin büyük gerçek eşitsizlikleri örttüğü topluluklarda gerçeklik kazanabilir ancak.
*İnsan, varolmak için başkaldırmak zorundadır.
*Acı çekme bireyseldir.
*Köle, durumu içinde kendisine verilen koşula karşı çıkar; doğaüstü başkaldıransa insan olarak kendisine verilen koşula.
*Doğaya başkaldırmak, kendi kendimize başkaldırmakla birdir. Başını duvarlara vurmaktır bu. O zaman tutarlı olan biricik başkaldırma intihardır.
*"Herşeye karşı güvenlik sağlanabilir; ama ölüm konusunda, yıkılmış bir kalenin insanları gibiyiz" (Epicure).
*"Yaşamımızı bekleyişten bekleyişe tüketiyor ve hepimiz acı içinde ölüyoruz" der Epicure.
*Hapishanelerin içinde düş sınırsızdır, gerçek hiçbirşeyi dizginlemez.
*Gücün yasasından başka birşey değildir bu dünyanın yasası; güç buyrultusu yürütür dünyayı.
*En taşkın başkaldırma, en tam özgürlük isteği, çoğunluğun tutsaklaştırılmasıyla sonuçlanır.
PUNK LADY ile UMMİSUBYAN
aynı aynanın çıkıp içinden
dağılır sokaklarına
hali,
vakti,
yerinde
iki kadın
biri punk lady
öteki ümmisubyan
yer değiştirir görüntüleri ürpertilerinden
bütün gardıropları (ve çağları) birbirine açılan
tarih ve magazin
birbirlerini, birbirleriyle okuma şekli
sonra sinema salonlarının siyah-beyaz nesnesi:
kan,vahşet ve dişilik öğretisi
doygunluğun popcorn çağı,
kentleşirken kuntlaşan yanlarımız,
sınıf atlarken topal kalanlar,
çağın incittiği masallarda, kendine ikame edecek yer arayan
Ey mucize avcıları
Gerçekle kanmayan soylu sabıkalılar
siyah inci haritasında yol alan kötülük izleği
yüz yüze bırakıyor sizi, kendinizle.
Herkes yaralı bir yerinden,
herkesin astrolojisinde paranoya ve ren geyiği.
Bir şeyler taksitle karşılanıyor metafiziğin simgelerinden,
boşlukta kalmasın diye
düzmece hayatimizin tedirginliği,
çıkıp çıkıp geliyor
alçak sesli,on iki telli melodileriyle
sokak gerillası, düşkün aristokrat punk lady
bir silah gibi gezdiriyor bütün vitrinlerini
parçalanmış camlardan toplarken
parçalanmış kimliğini
her şey biraz da eylem edilgenliği.
İnsanlığın karanlık mecmuasında
el feneri gezdiriyor zemin duyarlıkları
(tutunmak istiyor sandıklarına)
dışarıda klakson sesi
(itiyor bir şeyleri dibe
geriye
geriye)
-hayat bizi çağırıyor
gitmemek olmaz!!!...
Yarım kalıyor her şey,
artık tekin değil hiçbir tavan arası,
topluca yaşanırken bütün yalnızlıklar,
silahların seçimi de bir varoluş biçimi değil midir?
Kimin kimi vuracağı önemli mi bu kadar?
Araba markalarının yapay efsanesi, bluejean mavisi gökyüzü
bütün manzaralarımız posterlerimizin yüzölçümü kadar.
Nereye dokunsak fermuar
(Midas'in "kemikleşmiş" mitolojisi:
güncelleştirilmekten yalama olmuş tragedyalar)
hiçbir şey kutsal değil, hiçbir şey
her sevişme sonrasında dokunsan ağlayacaklar.
-keşke zenci olsaydık...
-birileri konuşsa...
-su caz hiç bitmese...
-birbirimizi ölene kadar sevebilseydik...
tek dişi kalmış canavarın dişçisi,ey bizim hükümdar!
kodlanmış ahlakın menüsünde bugün neler var ?
-Sentetik Orgazmlar! Sentetik Orgazmlar!
İşte aşağılık bir dünya size! televizyon programları kadar.
motorsikletlerinizin farları
delebilir mi bu karanlığı?
Yırtabilir mi rock'ın çığlığı
bu betonarme sağırlığı?
çizgi roman kahramanlarından birinin
uğruna ölmek istiyorum,
-delice bir aşkla-
hepsi bu kadar!
Akşamüzeridir. Geçersin bir balkonun önünden
-sanki ölüme giderken-
balkonda kemanla geçilmiş bir taksim
ölmeyen bir kadının son günleri
pötükare masa örtüleri ve porselen
ve her şeyin elle tutulma vakti
o kadar ki
altındaki motorsiklet
görüntüleri sarıyor geriye
yön tutmaz pusuların zifiri yollarında
oylanmış kamuların dışta tuttuğu yalnızlık,
hızla geçiyor
asfaltlanmış abdallığı
nereye gitsen
nereye gitsen
gidilmiyor ki tarihin
hiçbir şey kımıldamıyor yerinden
kentlerin,sokakların,ilişkilerin
gürültülerin ve merkezi sistemlerin
deseninde
giysileri - çizgileriyle
çığlık atan - el uzatan
help yalnızlığı
her yerde neonların tedhişçi ve körleştirici aydınlığı
bir görme ve görülme durumuyken şizofreni
nasıl atlanır gündelik hayatin sessiz tiranlığı.
hayat, durmadan, hiç durmadan
binlerce kez
açıklanmalı.
punk lady, sen
en iyisi yeni bir aşka başla
kaplan ödüncü derilerin
her gize simge orman
yaldızla gözkapaklarını,
giysilerini yırtmaçla, uçurumla
hayata geçirilmiş ihtihar biçimlerini tekrarla.
hadi diyelim ki
panayırların gürültülü sessizliğine
dokunup dağılan ne varsa, iste onları
akrobatlar, soytarılarla birlikte yasa
dore, lame ve payetle çığlık çığlığa.
imitasyon takıların, animasyon takıntıların
bütün hayatın bir trapez yıldızının boşluğa attığı takla,
ben de biliyorum,hiç bir şey ilham vermiyor yeni bir aşka.
punk lady, kent canavarı
Fantezilerini koru! Ölümü kolla! Anılarını sakla!
Sakla ince ruhlu katilleri düzene karşı;
orospuları, ibneleri, hırsızları, kundakçıları anla.
Sürüklenirken militan bir umutsuzluğun ardı sıra.
Kaç buradan pan!Hangi filme sığınırsan sığın ama kaç!
Filmden filme atla
bütün hayatları, serüvenleri ve ilticaları eksiksiz yasa
ömrün virajlarında kedi gözleri
tehlike çok yakında,ama durma.
Ey ölüme hudut yasayan!
Olmadı! Tehlikeyi tekrarla.
Mistik ve kozmetik bakışların
günahını ödeyen tarihte ilk kadın!
Aynaya bakmak da ardına dönmekti.
Bir bakışla bir hayattan geçilen
bu dünyada bakacak ve dönecektin elbet,
taş kesmek için,bir puta dönmek için,
belki de çıkmak için bu dünyanın toprağından
bir gizden geçerek.
Şimdi ardına döndükçe
aynaya bakan her kadın,
biraz punk lady,
biraz ümmisubyan.
Çekilen bunca ağrı
ne kadının ,ne erkeğin kendine kavuşamamasından.
Ey ümmisubyan! Yakın Asya’nın uzak bilicisi!
O ki doğuştan bilirdi her şeyi
Bunun için kendine benzeyen herkesi kör etti.
İyiliktendi:
Yanılsamaları korumak ve kollamak
sanıldığı denli kolay bir şey değildi,
bildikçe zehirlendi.
Işıklarda durdu.
Düşüncelerinde ışık hızı, ve bir yıldıznamede
deşilmiş kimliği: ümmisubyanmış o da
(İçinde şeytan taşıyanlar mi, sevişirken kurt olanlar mi,
"cat people"in karanlık ruhları mı,dünyaya düşen adamlar mı?
Teknolojiyi kutsal kitaplardan nasıl kurtarmalı?
Nasıl ayıklamalı kameraları?
Daktilo mırıltılarını?)
Işıklar hala kırmızıda. Kurban rengi kırmızıda.
-Nerdesiniz ahh koro!
Halkımın antik sesi!
(Çağrışım yolculuklarında göl saatleri,bir heykelin yüzündeki kör gülümseme,bir hamağın kendi kendine gidip gelmesi,ışığa tutulan bardaklar,cam kırıkları ve su korkusu,çocuk muydum bu kadar? Neden her anında ölüm yüreği? Ya unutabilseydik her şeyi, ya da hepsini anımsayabilseydik, biter miydi bu çağrışım çaresizliği? )
Ön planda cam silecekleri
gerisinde bir yanardağ ağzı gibi duran
direksiyondaki kadının
kamera tırmalayan dişiliği
her şey ,her an bir film çekimi.
Otoskopik Fenomen;çağımızın insanının
aynaya ilişkin gerçeği.
Işıklar yandı.
Motorsiklet ,zıpkın yemiş yaralı hayvan,fırla!
Önünden geçeceğin balkonda yavaşla
belki duyarsın geçmişi, o keman taksimini,
Ölmeyen bir kadının son günlerini
geçmiş seni ne denli kanatsa da
hem bu kadar umutsuzken,mutsuz olunur mu hiç ?
ey yıldız name imparatorluğunda motorsikletli kraliçe
bir ümmisübyansın sen!
bütün yollar senin,gazla!...
kızılderili şiiri
Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor .
Neyi özlediğini
Kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın ,
hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum .
Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor .
Aşk için , hayallerin için , yaşıyor olma serüveni için
Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum .
Ay 'ın etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor .
Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını
hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığını
daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum .
Saklamaya azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan
benim ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek istiyorum .
Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını
insan olmanın sinirliliğini hatırlamadan
bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip
coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum .
Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor .
Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını ;
ihanetin suçlamasına dayanıp kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum .
Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum .
Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum .
Benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını ;
bir gölün kenarında durup gümüş ay 'a " EVET ! " diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum .
Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğu beni ilgilendirmiyor .
Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından
yorgun bitap da olsan çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum .
Kim olduğun buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor .
Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum .
Nerede kiminle ne okuduğun beni ilgilendirmiyor .
Diğer herşey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum .
Kendinle yalnız kalıp kalamadığını
ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum .